Dünya, var gücüyle değişiyor. Bundan yaklaşık ikibinbeşyüz yıl önce, Efesli bir Anadolu filozofunun, Herakleitos’un devrimci sözleri gibi: “Her şey, birlik içinde. O birlikse, sürekli bir akıştan ibaret: O akışa dahilken, aynı nehirde iki kere yıkanamıyorsun çünkü değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisi.”

Vahşi bir dönüşümün çarkları arasında değişmekte olan dünyada, değişmeyen en belirgin renkse yaratıcılık: Yaratıcılığın hamuruysa, ölümsüzleşen fikir ve yapıtlar… Dönemler, han kapıları gibi bir bir açılıp kapansalar da; yıllar, on yıllar, yüzyıllar geçse de; adına tarih dediğimiz suni zaman taksimatı, bir tek şeyle anılmaya devam edecek: İz bırakanlarla. Bazısı bilimle, bazısı edebiyatla, kimisi de resimle, dansla, müzikle, fotoğrafla, sinemayla; kimisi de de toplumsal olaylarla ya da felsefeleriyle, hayatlarımızda unutulmaz, derin imzalar bıraktılar. Bense, bu iz bırakan öncülerin oyun alanlarına odaklanarak, renkli misketlerinin peşine düştüm. Tarih o kadar uzun bir yaratıcı listesi sunuyor ki, bu listede kaybolmamak için, ana sanat disiplinlerinin öncü sanatçılarının dahil olduğu kolektif bir performans ile, bu yaratıcıları ve onların “ortak bilinçteki renkli dünya”larını, yani, rengârenk misketlerden meydana gelmiş o büyük misketin, o evrensel, küresel oyun alanının renklerini, sembolizmle göz önüne çıkarmaya çalıştım.

Edebiyatçıların mısraları, satırları ve fikirleriyle; yarınlara yolculuk yapan ressamların tuvale yansıyan renkleriyle; onlara ilham veren evrensel dilin, yani müziğin armonileriyle; sinemanın o muhteşem, o büyülü atmosferiyle; bir dansçının kalp atışlarını tüm vücudumuzda hissettiğimiz hareket reformlarıyla; bir fotoğraf karesinden hayallere dalmamızın kapılarını aralamış o sihirli denklanşörlerle… İz bırakanlar, yüzyıllar boyunca dünyamızı değiştirdiler, renklendirdiler, sorgulattılar, eğittiler… Onlar, hiç kuşkusuz ki biriciktiler, tektiler ve kendilerine has değişimleriyle bile, benzersiz varlıklarını mütemadiyen korudular. Çünkü değişim her an her yerde olsa da, değişimden meydana gelen o kocaman birlik, özünü hiç yitirmedi: Samsara’nın felsefesi de burada saklı. Cam misketler, gıcır gıcır hareketlerine, hem kendi eksenlerinde hem de bizlerin evrimleşmesi yolunda, halen dönmeye, değişmeye ve değiştirmeye devam ediyorlar. Ve bizler, bu oyundan büyük zevkler alıyoruz.

Geçmişte ortaya çıkan düşünceler ve sanat akımları ve onların renkli temsilcileri olan değerli sanatçılar, kendi dönemlerinde yarattıklarıyla, tıpkı antik dönem Anadolu filozoflarının yaptığı gibi; başka dönemlerin, başka fikirlerin de gelişmesine olanak sağlıyorlar: Pek çoklarına olduğu gibi, hiç kuşkusuz, bana da ilham kaynağı oluyorlar. İşte, gerçekleştirmek istediğim bu kolektif sanat performansı ile, büyük yaratıcıları bugün de toplumun farklı gruplarıyla, bir cam misketin unutulmaz ışığını yayarak, bu kez 360 derecelik bir sahne tasarımı içinde, renkli mi renkli bir cam kürenin içinde yeniden buluşturmak istiyorum.

Yıllar geçip de nesiller değişirken, daha iyi, daha derin, daha etkin, renklerinin ışıltısıyla daha da yaygın, kalıcı, vurucu ve capcanlı şekilde anılmaya devam ederlerken, ben de bu dev misketin varlığına, yaratıcı bağlamda hangi rengi katabilirim diye düşünüyorum: Çünkü sanatçı dediğimiz insanın algısı zamansızdır. O, suni bir zaman taksiminden sıyrılabilmiş ama değişimi de inkâr etmemiş bir yolcudur. Bu zamansız yolculuğa ve değişime ayak uydurabilmek adına da, evrilmeye cesaret edecek kadar kararlı ve yeni deneyimlere de sürekli olarak açıktır.

Bu paradigmama istinaden gerçekleştirdiğim tüm işlerde, hem kendimi hem de sanatıma tanık olanları evrilmeye davet ediyor ve bu süreçte, birbiriyle temas hâlindeki hareketli misketler gibi, diyalogda kalmaya vurgu yapıyorum. Değişimin ahengi, içindeki farklılıklardan ve çatışmadan güçlenerek yükselir: Farklı fikir ve düşüncedeki tüm insanlarla bir arada evrimleşiyoruz ve aramızda muhteşem bir bağ var: Görünmeyen bir köprü gibi aramıza kurulmuş olan bu bağ, birbirimizi anlamamızı, yeniden üretmemizi ve gün geçtikçe de bilgilenmemizi sağlıyor: Erdemlilik, bilgelik ve estetikse, sayısız misketten meydana gelmiş işte bu biricik dev misketin parlaklığından doğuyor ve kayıp Palladion, böylece gün ışığına çıkıyor.

Bu düşünce sistemi, sanat görüşümün de hammaddesini, hamurundaki ana tözü oluşturuyor. Bana göre sanatçı; zamansız, mekânsız, sınırsız ve kendi başına bir uyumsuz gibi görünüyor olsa bile; tüm farklılıklara ve değişime karşı uyum sağlayacak kadar da cesaretli, hareketli ve gelişmiş bir dünyayı resmedebilmeli. Bunları yaparken de yorumsuz olmalı: Şöyle ki, o kendi gördüğü dünyayı anlatmalı; tek işi gücü, kendi renklerini göstermek, dünyayı hangi renkte gördüğünü restmemek olmalı: Buna tanık olanlarsa, diledikleri gibi, bu yeni gerçekliği kendi renkleri üstünden sorgulayabilmeli, bu renk skalasına bir yerinden dahil olabilmeli ve en nihayetinde de, dahil oldukları bu renkli birliği, yani o devasa bütünü, tekrar tekrar değiştirebilmelidirler. Misketlerin şıkırtısı, bana şöyle fısıldıyor: Devrim, önce, devrimi devirmeli. Bir sanatçı, sürekli olarak değişen bir dünya yaratabilir: İçinde hür hissettiğimiz ve renklerimizin tüm özgünlüğünü koruyarak bir arada akmamıza da müsait.

Samsara, kendi içinde sürekli değişen, devinen, kırılgan, saydam, renkli misketlerden oluşan dev bir birliktir; bu dev misketin hareketiyse akışkan, rengârenk bir nehirdir: Bu biricik, dev misket; tüm renkleriyle, değişim ve dönüşümden ibarettir: Rengârenk ışık oyunlarıyla kıpır kıpır, biraz sesli, fazlasıyla da hareketli, büyülü mü büyülü ve bir anını yakalamak için bile can attığımız bir fotoğrafın, dahil olmaktan haz duyduğumuz oyun alanının ta kendisidir. Samsara, sanata, tüm dallarıyla, yorumsuz yeni bir bakıştır. Değişim, kendi etrafında dönmekte olan, rengârenk, cam bir miskette saklıysa; Samsara, sürekli olarak renk değiştiren sayısız misketin oluşturduğu o dev, o biricik, o rengârenk cam misketin en güçlü temsilidir.

Ebru CEYLAN